Bir Türk Milliyetperveri: Vefatının Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin

1884-1920

Binbaşı bir baba ve İsfendiyaroğulları’dan bir asker kızı olan annenin evladı Ömer; ailesinin yönlendirmesi neticesinde eğitim hayatını çeşitli askeri okullarda geçirir. 1909 yılında merkezi Selanik’te bulunan 3. Ordu’da görevlendirilir. İki yıl süreyle Balkanlar’daki Velmefçe, Pirlepe, Osenova, Pirbeliçe, Serez, İştip, Babina, Demirhisar, Cumayıbâla gibi sınır yerleşim yerlerinde çete takibiyle uğraşır.

Aynı yıl 31 Mart Vak’asında Hareket Ordusu subayı olarak İstanbul’a gelen askerler arasında yer alır. İsyan bastırıldıktan sonra Selanik’teki görevine geri döner. 1911 yılında askerlikten istifa ederek Selanik’e yerleşir.

Balkan Savaşlarının başlamasıyla yeniden askerliğe dönen Seyfettin, Kanlıtepe’de Yunan ordusuna esir düşer. (1913) On ay kadar süren esir hayatı bitince İstanbul’a yerleşmeye karar verir. Bu süreçte siyasetle iştigâl olmasının neticesinde ordudan ihrâç edilir.

1915 yılında Calibe Hanım’la evlenir. Fahire Güner adında bir kızları dünyaya gelir.  6 Mart 1920’de  vefat ettiğinde, otopsi sonuçlarında diyabet hastası olduğu anlaşılır. Kabri Zincirlikuyu mezarlığında metfundur.

Tahir Alangu, Ülkücü Bir Yazarın Romanı isimli eserinde Ömer Seyfettin’in İttihat ve Terakki Partisi ile olan ilişkisi hakkında şunları yazar:

“Ömer Seyfettin; bir kadro adamı ve parti yazarı olarak, İttihat ve Terakki Partisi’nin Selânik günlerinden başlayarak şekillendirdiği kültür ve edebiyat ilkelerine ta başından beri katılmış, bu ilkeleri koyanlar ve götürenlerin başlarında yer almıştı. Onun hikayelerinin belli ilkelere göre yön alması, maddi menfaat endişelerine bağlanmamış, bu ilkeleri partiye ve çevrelerine kabul ettirenlerle birlikte yürümüştür. Ancak 1918 yılından sonraki yazılarında bu misyondan sorumluluktan biraz kurtulmuş, yeni eserlerinde özgür bir yaratmaya yönelebilmişti. Üstelik Ömer Seyfettin; Ziya Gökalp’la birlikte, İttihat ve Terakki Partisi’nin politikasının her cephesiyle anlaşamamış, ancak kendi ülkülerini yürütebildiği yerlerde ve şartlarda ona koşulmuş, ileri gelen kodamanları ile bütünlemesine bir anlaşmaya hiçbir zaman yanaşmamıştı. Birçok olaylar ve sorunlarda partinin gidişinden memnun olmamış, partinin içinde, onun politikasına yeni bir yön vermek isteyenlerle her zaman anlaşmıştı. Bundan dolayıdır ki onun, sonuna kadar İttihat ve Terakki Partisi’nin birinci sıradan kodamanları arasında yükselemediğini, bunu istemediğini, buna özenen ve yola koşulan Celâl Sahir gibi, parti liderleri ile ön safta, sıkı işbirliği halinde hiçbir zaman bulunmadığını görmekteyiz.

Genç Kalemler ve Yeni Lisan Hareketi

Ömer Seyfettin, Ali Canip ve Ziya Gökalp ‘in Kurucuları Olduğu Genç Kalemler Dergisi’nin 11 Nisan 1911 Tarihinde Yayımlanan Yeni Lisan Makalesi

Ömer Seyfettin, Yeni Lisan Hareketi’yle Türk dilinin ve edebiyatının belirli bir sistematiğe bağlı kalarak sadeleşmesini savunmuştur. Mefkûresinin gereksinimi olarak gördüğü bu girişimi dönemin ilim ve sanat çevrelerince hayli tartışılmıştır. Serveti Fünûn Edebiyatının hakimiyetini koruduğu bu evrede cesurca bir çıkış yapıp dilde devrime giden yolu açmıştır. İstanbul Türkçesini “en tabiî lisan” olarak nitelendirirken, yazı dili ile konuşma dilini birleştirme gayesinde olduklarını ifade eder. Yeni Lisan Hareketi’ne en sert eleştiriler Tevfik Fikret, Yakup Kadri gibi muhalif isimlerden gelir.

Türk milliyetçiliğinin temelinde çoğunluğunu edebiyatçıların oluşturduğu bir aydın kitlesi ve katılımı yer almaktadır.

Türk edebiyatına hikâye yazarı olarak damgasını vuran Ömer Seyfettin milliyetçilik hareketlerinin sistemleştiği bir döneme öncülük eder. Onun diğer faaliyetlerin yanı sıra Yeni Lisan ile birlikte hareket noktası, sadeleşmeyle birlikte millî vasfına uygun bir dil vücuda getirmektir. Millî dil Türklüğü millî bir edebiyata götürecektir. Millî edebiyat da Türk kimliğinin varlığının en büyük göstergesi ve güvencesi olan millî kültürün inkişafına giden yolu açacaktır. Yani dildeki çabalar millî olan her şeyle yeniden buluşma, dille milliyet arasındaki tüm engelleri kaldırma/temizleme çabasıdır.

Ömer Seyfettin bu dili ve söylemi en çok ifade eden aydınlar arasında yer alır. O sadece fikir yazılarında bunu ifade etmekle kalmaz hikâye dünyasına da bu söylemi taşır. Yazarın Türklükle ilgili hikâyeleri hep bu söylem üzerine kurgulanmıştır/temellenmiştir. Onun söyleminin, kurgularında şu maddeler altında somutlaştığı görülür:

1) Osmanlı ve Türk olmak arasındaki farkı belirginleştirmek

2) Özellikle, Eski Kahramanlar ve Yeni Kahramanlar serileriyle Türklük gururunu tesis etmek

3) Türkleri kapsayan bir “biz” olgusu şekillendirirken “öteki”ni de resmetmek

4) Türklüğe ait bir coğrafyanın sınırlarını belirlemek

5) Yeni Lisan’a ait fikirlerini yaygınlaştırmak

Ömer Seyfettin bu maddelerin haricinde de millî kimliğe dair farklı hedefler gütmüştür. Ancak en belirginlerinin bunlar olduğunu söyleyebiliriz. Onun dil hakkındaki görüşleri ve uygulamaları bu bakımdan öncelikle edebiyatla ilgili kaygılardan kaynaklanmaz. Onun ana hedefi Türk kimliğidir. Dilin sadeleşmesi ve millî bir görünüm kazanması da ilk önce onun Türkçülük idealiyle ilişkilidir. Halkın dili, bir yazar ve aydın olarak onun halkla buluşmasının öncelikli gereksinimidir

MİLLÎ KİMLİK İNŞASINDA İLERİ BİR HAMLE: YENİ LİSAN.
Yrd. Doç. Dr. Ayşe DEMİR
Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 7/4, Fall 2012, p. 1395-1403, ANKARA-TURKEY

Türk Hikayesinin Kurucusu

Ömer Seyfettin, Kabataş Sultanisi’nde öğretmenlik yaptığı yıllarda yazarlığının en verimli dönemlerini geçirmiştir. 36 yıllık kısacık ömrüne 10 kitapta yayınlanan 125 hikaye, onlarca nesir yazısı, şiir ve fıkra sığdırmıştır. Öyküleri Genç Kalemler, Türk Yurdu gibi çeşitli mecmua ve gazetelerde tefrika halinde yayımlanmıştır. Türk öykücülüğünün zirve ismi olarak daima başvurulması ve dönemde defaâtle okunması hususunda ısrarcı olmak gerekir. Nitekim her hikayesi kıvrak bir zeka ve üstün öykü teknik ve yönteminde müteşekkildir. Onun sağlığında yayımlanan eserlerinin yanı sıra günümüzde ulaşabileceğimiz eserlerini çalışan bir ismi zikretmek gerekir. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı Üyesi, Prof. Dr. Nazım Hikmet POLAT hocamız Ömer Seyfettin ve eserleri alanında çalışmalar yapmış önemli bir isimdir.

Çeşitli makale ve bildirilerle birlikte Ömer Seyfettin adına alanında en yetkin eserleri veren hocamızın Türk Dil Kurumu Yayınları’ndan çıkmış olan “Ömer Seyfettin’in Bütün Nesirleri” isimli bir çalışması ve Ömer Seyfettin’in bütün hikayelerini inceleyip derlediği ve hazırladığı Ötüken Yayınları’ndan çıkan “Ömer Seyfettin Külliyâtı” okuyucular adına önemli bir kaynak konumundadır.

Ömer Seyfettin Külliyatı’nda dikkat çeken Efruz Bey tiplemesi dönemin kimliksiz kişilerine ithafen kaleme alınmış belki de romanı olarak adlandırabileceğimiz tek eseridir. Bu eserde Efruz Bey maceradan maceraya koşan, nabza göre şerbet veren, yalancı, düzenbaz, şöhret peşinde koşan biridir. Her devirde böyle kişilerin olduğunu, olacağını varsayan çıkarımlarıyla bu yazı serisini kaleme aldığı belli olur. Yazarımız halkın da cehaletini mizahi bir görünüm altında eleştirel bir biçimde yermeyi başarır. Kendine has üslubu ise okuyucuyu daima canlı tutar. “Hürriyete Layık Bir Kahraman” öyküsü şu cümle ile sona erer: “Herkes seni -bizzat kendi kadar- tanır, Efruzcuğum, bugün hiç kimse sana yabancı değildir; çünkü sen hepimiz değilsen bile, hepimizden bir parçasın…”

Ashab-ı Kehfimiz isimli eserin bir hikayesinde Ermeni Hayikyan isimli bir karakter anlatılır. Bu hikayede Rum, Ermeni, Yahudi gibi Osmanlı’da yaşayan çeşitli milliyetlere mensup kişiler bir dernek kurarak faaliyetlere başlarlar. Türkler dışında hiçbiri milliyetlerinden vazgeçemeyeceklerini anlarlar.

Hepsinin fikri, aşağı yukarı, şu neticede toplanıyordu: Osmanlılık ortak bir milliyettir. Osmanlılık ne yalnız Türklük ne de yalnız Müslümanlık demektir. Osmanlı devletinin idaresinde yaşayan her fert, soy ve inanç farklılığı olmaksızın Osmanlı milletine mensuptur!” Halbuki bu fikir, gayr-i milli Tanzimat eğitiminin yetiştirdiği şuurla doğmuş bir vehim, bir ham hayalden ibaretti. Dini, lisanı terbiyesi, tarihi, milli kültürü, gurur kaynakları aynı olan fertlerin toplamında müşterek bir milliyet” oluşturmak imkanı yoktu.

Seyfettin , Ömer, Ashab-ı Kehfimiz, Ötüken Yayınları, 2019, İstanbul.

Hayikyan ise Türkleri çok saf bulur ve onlara acıdığı ama sevgilisinin telkinleriyle acımaması gerektiğini kabullenir. Burada muazzam bir eleştiri yatmaktadır. Prof. Dr Nazım Hikmet Polat hocamız bir dersinde bu hikayeyi Ömer Seyfettin’inin bir Ermeni karakterin ağzından anlatmasını hayli önemli bulmuş; dışarıdan bakan bir gözle yazılmasının önemini vurgulamıştı.

Etnisiteyi konu eden bir başka hikaye “Bir Kayışın Tesiri” nde hediye edilen bir Çerkez kayışına tutulup ortalıkta Çerkez diye dolanan birinin sembollerle övünmesi konu edilir. Alaylı bir dille yazdığı bu öykü biraz hayıflanma ile şu sözlerle son bulur: “Türklerin hariçten içlerine gönüllü bir tek millettaş celbedebilecek böyle ehemmiyetsiz kayışçıkları bile olmadığını düşündüm.”

Forsa isimli öyküde esir bir Türk denizcisini anlatan yazarımız Türklük şuur ve gururuyla ömrünü esaret altında geçiren ancak vatan hasreti bir gün olsun dinmeyen Kara Memiş adında bir kaptanı anlatır. İmanı gibi bildiği bir şey varsa bir gün esir olduğu topraklara Türk denizcilerinin gelip onu kurtaracağıdır. Öykü şu cümlelerle nihayete erer:

Kara Memiş, o vakit, birdenbire gençleşmiş bir kaplan gibi doğruldu. Duramıyordu. Kalkan, kılıç istedi. Sonra geminin kıçında sallanan sancağı göstererek: – Şehit olursam bunu üzerime örtün ! Vatan al bayrağın dalgalandığı yer değil midir? dedi.”

Seyfettin, Ömer, Turan Masalları, syf 64, Ötüken Yayınları, 2019,İstanbul.)

Harp zenginlerinden, Tatlısu Frenklerine; Rıza Tevfik Bölükbaşı’ndan Yahya Kemal Beyatlı’ya kadar her şeyi korkusuzca eleştirdiği öyküleri hayli geniş bir yekuna sahiptir. Çeşitli şiirler de kaleme alan yazarımızın şüphesiz en büyük başarısı hikayelerindedir.

Mert kalbi ve cesur kalemiyle Türk tarihinin unutulmaz simaları arasına giren yaşadığı devre damgasını vuran Ömer Seyfettin vefatının 100. yılında ülke sathında çeşitli etkinliklerle anılıyor. Türk Edebiyatı gibi önemli dergiler dosya konusu olarak Ömer Seyfettin’i okurlarına sunuyor. Bizler de bir hazine derinliğinde olan bu kıymetli yazarımızı yazmakla bitiremeyeceğimizi biliyoruz. Çocukluk yıllarımızda hepimiz Ömer Seyfettin hikayelerini okumuşuzdur ancak onu yalnızca çocuk edebiyatı içinde görmek büyük bir yanılgı olur. 30eksi okurlarından ricamız, yeniden Ömer Seyfettin külliyatına kütüphanelerinde yer açmalarıdır. Şimdiden iyi okumalar dileriz. Şu sözle sizleri uğurlayalım:

ÖYLEYSE BİR ÜLKÜYE BAĞLANMALIDIR. ÜLKÜSÜZ İNSAN YA DELİRİR YA İNTİHAR EDERMİŞ.

1 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.