Ekonomik Kriz, Muhafazakâr Zenginler ve Başörtüsü Meselesi

İşgal yıllarında Urfa’da Fransızlarla mücadele eden Kuvayı Milliyecilerin, ahaliden yeterli destek bulamadığı için bazı köylerde Türklerin ahır ve ambarlarını yakıp köylülere bu kundaklamaların failinin Fransız askeri olduğuna inandırdığını ve bu şekilde işgale direniş için destek bulduklarını dinlemiştim.

Bu kısa anekdotu ilk dinlediğimde düşündüklerim şunlar olmuştu: Ortalama kimseler; reaya ve tebaa sıra cebine ve midesine gelene kadar insani, milli ve manevi değerlerinin çiğnenmesine karşı sükut etmeyi tercih edebilir. Kendisine, komşusuna, taraf etrafına reva görülen iğrenç muameleleri sineye çekip sabredebilir. Fakat sıra cebine ve midesine geldiği zaman şikayet etmeye, başkaldırmaya ve itiraz etmeye başlar. Bu haslet; insan oluşunun farkını kavrayamamaktan, kendini sürüdeki bir hayvandan ayırt edememekten doğan bir basiretsizliktir.

Bu olaydan hareketle bugüne getirdiğim yorum da şu olmuştu: Mevcut iktidarın yaklaşık yirmi senedir milletin farklı farklı kesimlerinin sırayla birçok milli ve manevi değerini ayağının altında çiğnemesine, birçok evrensel etiğe aykırı davranmasına, milletine insanlık onuruna yakışmayan muamelelerde bulunmasına ses çıkarmayan ve sineye çeken halk; konu ekonomik kriz olduğunda tarihte birçok iktidar sahibine yaptığı gibi itiraz etmeye ve bir karşılık, bir ceza olarak seçimlerde oy vermemesi aynı basiretsizliğin sonucudur.

Fakat bugün biraz daha farklı düşünüyorum. Daha doğrusu başta fazla basite indirgediğimi, yaptığım çıkarımın biraz anakronik olduğunu, aslında işin hak vermemenin çok zor olduğu başka bir yanı olduğunu düşünüyorum. Elbette yukarıda yazdıklarımı tamamen haksız çıkarır nitelikte değil, ancak sonuca olan etkisinde çok daha büyük bir pay sahibi olduğu kesin. Nedir?

Düşünün ki yüz yıl önce işgal yıllarında Urfa’nın A köyünde yaşayan birisiniz. Evlisiniz, çocuklarınız var. Bakmakla yükümlü olduğunuz insanlar var. Yaşamınızı hayatta kalmaya odaklamışsınız. Toplumun size yüklediği birincil vazife de bu. Konu aç kalma eşiğine gelene kadar her şeye sabredebilirsiniz. Peki ambarlarınız yanmaya başladığında haleti ruhiyeniz ve düşünceleriniz ne olurdu? Daha fazla sustuğunuz takdirde zaten aç kalıp öleceksiniz. O dakikadan sonra bir düşman kurşunuyla can vermenin açlıktan sersefil biçimde ölmekten çok daha cazip geleceği kesin. Yani kaybedebileceğiniz son şeyleri de kaybetmek üzereyseniz boyun eğmeyi bırakmaktan başka bir çareniz kalmamıştır.

Bugüne gelelim. Az önce söylediğim iki çıkarımı da ele aldığımız zaman her halükarda bugüne tuttuğu ışık şudur: Ekonomi, yoksulluk bugüne kadar reaya olmaktan bir türlü vazgeçememiş, daha iyisini istemeye imtina etmiş insanımız artık karnını doyuramadığı için yıllardır her şeye rağmen yüz çevirmediği Ak Parti iktidarından yüzünü çevirecektir. Peki muhalif kadroların ve kimselerin mevcut konjonktürde yapması gerekenler nedir? 

Öncelikle güçlü ve hakim havuz medyasına rağmen, sürekli ekonomik krizi dile getirmeli ancak bunu yaparken temkinli ve akıllı olmalıyız. Nitekim eleştirdiğimiz ve tepki gösterdiğimiz olaylar ve durumlar ya aptallıktan ya da birilerinin direktifiyle amacından sapmaya başlıyor. Neye tepki gösterdiğimizin farkında olmadan konudan ve amacımızdan bağımsız, alakası olmayan şeyleri eleştirmek iktidarın en çok isteyeceği, doğal olarak da en çok işine yarayacak şey oluveriyor.

İktidara yakın olan yahut devlet kadrolarında bulunan muhafazakâr ailelerin akıl almaz zenginliği, şatafatlı ve görgüsüz yaşam ve merasimlerini eleştirip “Bu paranın kaynağı nedir?” diye sorarken kendimizi herhangi bir iş adamının yedi milyonluk evini ve ‘başörtülü’ eşini konuşurken buluyoruz. Sonrasında konu birdenbire kına gecesinde eğlenen ‘başörtülü’ kızlara geliyor.

Bana kalırsa gündemimizi meşgul eden bu konuları ortaya atan kişilere “Sen kimin tarafındasın?” diye sorulmasıdır. Çünkü bunu eğer iktidar yapmıyorsa bile en çok onların işine geliyor. Bu insanlar da iktidarın adamı değilse bile beceriksiz Ak parti kadrolarından çok daha iyi iş çıkartıyor. Bu yüzden özel bir merasimle kendilerine üstün hizmet madalyası falan takdim edilse yeridir.

Neden böyle düşündüğümü de söyleyeyim; bizim muhalefet ettiğimiz konu halkın parasının yandaşların cebine gitmesi, soygun ve vurgun yapılması, sonra da bu paralarla gösteriş yapılması ise “başörtülü zenginler” ya da “dindar zenginler” diye bir konu başlığımızın olmaması lazım. Eğer derdimiz gerçekten başörtüsü ise aynı derdi paylaşmıyoruz demektir. Zira takıldığınız noktalar bunlarsa iktidar partisinin size de en şaşaalısından bir hizmet madalyası takması abes kaçmaz. Çünkü onlara çok güzel mağduriyetler yaratıyor, “Bakın bunlar sizin inançlarınıza, yaşamınıza düşman. Haliyle size de düşman. Bunlar öcü.” demelerine fırsat veriyorsunuz. Bu tarz saptırma amacı güden haberlere ve konulara mahal verdiğimiz takdirde de “Bunların asıl derdi bu değil budur.” demelerine de mahal veriyorsunuz. Bunun; kardeşiyle kavga eden Asyalı bir çocuğu ya da kreşte ağlayan bir çocuğu, “Zulüm gören Uygur” olarak paylaşarak yapılan gerçek zulmün görülmesini engellemekten ve aramızda bulunan, ruhunu Çin’e satmış kimselere “Sincan’da zulüm yok, gördüğünüz gibi bunların hepsi yalan.” deme şansını tanıyıp Doğu Türkistan meselemize zarar vermekten bir farkı yok.

Kaldı ki muhafazakârlık ve mutedeyyinlik farklı şeylerdir. Kişinin başını örtmesi muhafazakâr olduğuna delalet etmez. Etse etse ancak mütedeyyin olduğuna delalet edebilir. Tabii o da mecburi değil. Bir fetva verme niyetinde değilim ancak kişinin örtülü olması onun tüm günahlardan arınmış olduğu, Tanrının bütün emirlerini uyguladığı anlamına gelmez. Başını kapattığı takdirde bu tarz kabiliyetler doğrudan kendisine yüklenmiş olmaz. Bu tarz bir düşünce başı açık bir kadının Müslüman olmadığı veyahut hiçbir dini refleksi olmadığı düşüncesini de beraberinde getirir ki bu yanlış ve sapkın bir düşüncedir. Ayrıca başörtülü kimselerin eğlencesi, yaşamı, dans etmesi muhafazakâr çevrelerin konusudur, bizim değil.

Sonuç olarak, hâli hazırda bir kriz var. Bu kriz ekonomik olarak en çok bizim başımızı ağrıtsa da fırsata çevirirsek siyasi olarak yine bize yarar sağlayacaktır. Doğru muhalefetle bezmiş olan halk kitlelerinin de desteğini alabiliriz. Eğer mevcut iktidardan rahatsızsak ve bir şeyleri değiştirmek istiyorsak akıllı olmalı ve sapla samanı ayırt ederek muhalefet etmeliyiz. Eğer derdimiz sadece kutuplaşma ya da nefret kusmak ise yaklaşık bir yirmi yıl daha muhalefet olarak kalır ve konuşmaya devam ederiz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.